Moleküler Biyoloji ve Genetik seçmeli miyim?

April 1, 2010

Üzerinden son geçilme tarihi: 4 Ocak 2018

 

Bir sene daha tercih donemi geldi çattı. Her genetik okuyan/okumuş arkadaşım gibi benim de e-posta kutum mesajlarla doldu taştı. Şimdiye kadar Türkiye’de olduğumdan hep telefonla güzel güzel cevap vermiştim. Halbuki en başından böyle bir yazı hazırlamalıydım. Biraz geç oldu ama umarım birilerinin işine yarar. Bastan söyleyeyim bunlar benim naçizane görüşlerim. Kişiden kişiye değişebilirler, zaman içerisinde doğruluğunu yitirebilirler.

 

Başlamadan önce:

1-Bu yazı üniversite sınavına girmiş, tercihini henüz yapmamış öğrenciler için yazılmıştır. İleriki senelerde sınava girecek, hedef belirlemeye uğrasan insanlar, bence bir rahat olsunlar. Bu yazıyı okuyup, kafalarını karıştıracaklarına, gidip anlamadıkları bir konudan test çözsünler: Daha faydalı olur. Sınavdan sonra bir sürü vakitleri olacak ve ellerinde alinmiş bir puan bulunacak. Şu an bu yazıyı okumaları fuzuli… Şahsen ben kendimi yiyordum ne olacağım diye.. Eyvah hedefim yok diye… Ben yanlış yaptım siz yapmayın! Hedefiniz alabileceğiniz en yüksek puanı almak olsun!

Ve tercih yaparken ne bolum düşünürseniz düşünün, o bölümü bulunduran en iyi üniversitede okumaya bakin.

 

Not: Bundan böyle hiç bir sınava girip puanını almamış lise öğrencisinin sorusuna cevap vermeyeceğim. Ben söyleyeceğim her şeyi burada söyledim. Lütfen sorularınız için yazıyı bir daha okuyun. Zaten cevabi yazan soruları soruyorsunuz. Ayrıca umudunuzu kırmak istemem ama yıllarca ben genetik istiyorum diye tutturup, zamanımı harcadığım lise öğrencilerinden bir tanesi bile yeterli puanı alıp genetiğe giremedi. (Gerçekler bunlar…) İlk önce önünüzdeki sınava odaklanın, puanınızı alin, sonra konuşalım.

 

Not 2: Şayet cevabini vermediğim sorular sorduysanız ve sorunuz herkesi ilgilendiriyorsa, cevabımı bu yazıya ekliyorum. Eğer özel soru soruyorsanız, lütfen e-posta adresinizi de soruya ekleyin.

 

2- Şu an MBG’de okumakta olan öğrenciler de bir rahat olsunlar. Bu yazi onlar icin daha uygun.

 

3- Bana geri donup, yorumlarını belirten herkese teşekkürler! Hepsine geri dönemiyorum. Anlayışlarınızı talep ediyorum. Ben bir doktora öğrencisiyim. Her şeyi yapmak istiyorum ama vaktim yok maalesef. 

 

4- Yazıda belirttiğim maaş miktarları 2010’da kalmış takdir edersiniz. Türkiye’de 2009’dan beri yaşamadığım için, durumları pek bilmiyorum.

 

ve sonunda yazı…

 

Sevgili Moleküler Biyoloji ve Genetik seçmeyi düşünen insan;

 

Farkındaysan ve ailesi, çevresi, komşuları falan yazmadım, bu senin hayatin; senin kararın! Türkiye’de kimsenin haberi yok genetik ne, okuyunca ne olursun vs vs öyle kulaktan dolma bilgilerle ahkam kesiyorlar iste. Şayet MBG seçersen buna alış, ömrünün sonuna kadar anlaşılmayacaksın.

 

Öncelikle geçmiş olsun diyerek başlamak istiyorum. Zira benim için tercih donemi, sınava hazırlık döneminden daha sancılı geçmişti. “Hangi bölüm bana göre?” diye kafayı yiyordum. Hâlbuki hangi bölümü seçersen seç, o bölümü okurken şekilleniyorsun ve o bölümü uygun biri olup çıkıyorsun. Örneğin, Boğaziçi genetik seçtin, çoğunluk cici cici kıyafetler giyip güney cimlerde birbirlerini keserken, sen bir gece önce sabahlayıp rapor yazdığın için mos mor olmuş gözlerle kuzey kampüsün en uç binasına koşar adim gittiğin için okulda neredeyse görülmez oluyorsun. Diğer yandan Boğaziçi işletme mi seçtin, hem dersler hafif, hem staj yapıp ayda 1-2 milyar kazanıyorsun, öğrencilik hayatında düzenli kuaföre gidip saç rengini değiştirmeye, en doğru makyajı yapmaya falan alışıyorsun. Yanlış anlaşılmasın bunu işletmecileri ezmek için fln yazmıyorum, tersine imreniyorum. Sonuçta mezun olunca, genetik okuyan sen, sana anca yetecek bursunla, gündelik kıyafetlerle makyajsız laba giderken (paran olsa da zamanın yok) , onlar en az 3-5 milyar maaşla ise başlayarak, güzel giyinmelerinin zorunlu olduğu ofislerde çalışıyorlar. Böyle olması gayet normal… Ha, genetik okuduktan sonra da ne biliyim ilaç şirketi olsun, diğer firmalar olsun masa başı islerde de çalışabilir, sen de işletme okuyanlar kadar para kazanabilirsin. (Dolayısıyla “gerçek is” (bkz)  imkânın var.)

 

Ancak iş bulma konusunda şunu da belirtmeliyim ki hangi üniversiteden mezun olduğunuz bence önemli. Üstte belirttiğim gibi ne okursanız okuyun iyi bir üniversitede okuyun. İşler kısıtlı ve iyi bir üniversitede okuyan insanın, adı sanı duyulmayan bir üniversiteden mezun olandan daha kolay/daha yüksek maaşlı iş bulma olasılığı daha yüksek. (Takdir edersiniz ki) Yine işletmeden örnek vereyim. Is alma şirketinde çalışan bir arkadaşımın söylediğine göre, işletme tarzı iş grupları için Boğaziçi-Odtu-Bilkent-Koç-Sabancı filtreleri var. Yani sizin cvniz ne kadar iyi olursa olsun, bir çok iş verenin listesine giremiyorsunuz bile bu okulların dışından mezun olduğunuz surece. Bunu okuyan sıradan üniversite mezunları hemen panik olmasınlar. Çünkü Boğaziçi mezununu, kendini geliştirmemiş cop insanlar olabileceği gibi, adi sanı duyulmamış X üniversitesinden mezun, kendini geliştirmiş süper insanlar, zamanla ya da networking sayesinde daha iyi pozisyonlara gelebilirler.

 

Kıssadan hisse: İyi bir üniversitede okumak; iyi bir ise girmek, pozisyon atlamak, dolayısıyla da daha çok maaş almak için büyük bir avantaj. Ama kendini geliştirmek de şart. İyi para kazanmak istiyorsanız, ne yaparsanız yapın, o sektörün en iyisi olun!

 

Benim yazıma geri dönecek olursak,  benim yazım MBG (Bu yazıda MBG= Biyo-bla-bla bölümleri) okuyup akademisyenliğe yönelmekle ilgili. Ayrıca sunu da belirtmeliyim, genetik okuma disiplinini almış biri ne yapmak isterse başarılı olur. Çünkü MBG okurken kazandığın şey “Her şeyi en bastan, kimseye ihtiyacın olmadan, doğru bilgileri toplayarak öğrenmek ve öğrendiklerini geliştirmek.”

 

Öğrenmek demişken, söylendiği gibi dersler ağır, genetik okumak zor. Sadece biyolojiyi değil, hem matematiği, hem kimyayı, hem fiziği iyi öğrenmen gerekli; zira bilim adamı olacaksın. Dersleri geçmek için değil, gerçekten öğrenmek için almalısın. (Ben yaptım mi bunu; tartışılır. Ama benim eşşeklik etmem sizin de etmenizi gerektirmez. Zararın neresinden dönerseniz kardır. Dolayısıyla su an genetik okuyanlar bir panik olmayın… Olduğu kadar….) Yine işletme örneğini vereyim, maliye dersinde öğrendiğiniz bilgileri ileriki yaşamınızda kullanma olasılığınız çok az iken, genetik okurken fizik dersinde öğrendiğiniz ses dalgalarını, bilim hayatinizin her alanında kullanabilirsiniz. Örnek: Yaptığım mutant sineklerin ne derece “tuhaf” olduklarını, erkeklerin dişilere söylediği şarkıları kaydedip, ses dalgalarının sıklıklarına, boyutlarına filan bakıyorum. 

 

Lisede biyolojiyi seviyordum da ben ondan genetik seçtim yeterli bir sebep değil. (Güzel bir sebep sadece yeterli değil, lütfen yazıyı dikkatli okuyun) Genetiğin ilk döneminde öğrendiğim ilk şey: lisede öğrendiklerini unut; çünkü her şey yanlış. (Burada sıradan milli eğitim müfredatı uygulayan bir anadolu lisesinden mezun olduğunu varsayıyorum. İstisna okullar var.) Biyoloji çok hızlı gelişen bir bilim dalı. Çoğu şey bilinmiyor, bir çok dalı kapsıyor, istisnalardan oluşuyor. Belirtmeliyim ki Türkiye’deki (en azından Boğaziçi, Bilkent, ODTÜ, Koç, Sabancı için konuşuyorum) genetik lisans eğitimi çok iyi, dünya geneline göre. En temel şeyleri öğreniyorsunuz ve lisans ustu eğitiminde hesaplamalı biyolojiden tut, çevresel bilimlere, biyokimyadan tut hücre biyolojisine kadar sayamayacağım kadar geniş bir yelpazeye yönelebiliyorsunuz.

(Yine: Doktora olanakları var! Is olanakları var! )

 

Yurdumun insanları genetik okuyorum deyince sanıyorlar ki hem insan klonluyorsun, hem kansere çare buluyorsun, hem genetiği değiştirilmiş organizmalar yapıyorsun. Diyelim ki bunları yapıyoruz ama bunların hepsi farklı dal kardeşim! Bu göz doktoruna, kalp kapakçık sorununu sormaya benziyor. Ha göz doktoru cevap veremez mi bu soruya seni aydınlatacak kadar? Tabi ki verir, sonuçta sokaktaki insandan daha çok şey bildiği kesin. Ama bir düşün bu sorunun kalp doktoruna ne kadar boş gelebileceğini. Kendi uzmanlık alanı dururken çok farklı bir şeyi açıklaması gerekiyor. Buna alış! İnsanlar tarafından asla anlaşılamayacağın gibi, araştırmana maddi kaynak bulmak için, hiç bir şeyden anlamayan, örümcek kafalı insanlara derdini, yapacağın araştırmanın gerekliliğini anlatmaya çalışacaksın… Türkiye’m henüz seni anlayamaya hazır değil ama bu demek değil ki bu hep böyle olacak. Ben 2004’te Boğaziçi’ne başladığımdan bu yana o kadar çok şey değişti ki… Yeni üniversiteler genetik (yine burada genetik=herhangi bir biyo-bla bla bolumu) bolumu açtı, özel üniversiteler araştırmaya bütçe ayırmaya başladı. Yurdum insani da öğreniyor. Gidişat iyi.

 

2018'den not: Bu yazı yazıldığında sebepsiz yere üniversiteler kapatılmıyordu.

 

İlk sene ne okuyorsun sorusuna genetik (ki genetik demek çok yanlış zira genetik senin eğitimini aldığın şeyin ufak bir yan dalı) cevabi verdiğimde, susup kalıyorlardı. Simdi hiç olmazsa klon esprisi yapıyorlar ya da popüler bilim soruları soruyorlar. Ya da ne çalışıyorsun dediklerinde, ALS diye bir hastalık var dediğimde cevap kanser ya da Parkinson falan olmayınca ilgilerini çekmiyordu. Simdi Acun Ilıcalı sağ olsun, futbolcu Sedat’ı çıkarttı programına, insanlar en azından duydular, ALS diye bir hastalık var aslında düşünüldüğünden daha yaygın…

 

2018'den not: Bu yazı yazıldığında buz kovası mücadelesi daha başlamamıştı.

 

Neyse gördüğün üzere henüz Türkiye’de işler rayına oturmuş değil. Dolayısı ile genetik okurken, dünyanın 4 bir yanındaki profesörlere, ayda bilmem kaç tane mail atıp, birinin sana burslu yaz stajı imkânı tanımasını umup, hem dünyayı dolaşıp hem işini yapabilirsin. (Bu bence MBG okumanın hoş yanlarından ama kişiden kişiye değişir.) Benim zamanımda bu stajlarda Amerikan vatandaşı olmak koşulu aranıyordu hep. O yüzden isler zordu. Fakat şimdilerde çok güzel Avrupa yaz staj olanakları var. Örneğin 2 ayını İngiltere’de Cambridge University’de geçirip, uçak paranı, üzerine de harçlığını alabiliyorsun. Ayrıca TÜBİTAK da genetik okuyanlara aylık para vermeye başlamıştı benim dönemimden sonra. Hala devam ediyorsa, lisans öğrenciliği sırasında, yaz stajlarında falan para sıkıntısı çekeceğini sanmıyorum. Hatta Türkiye’de mastara kaldın diyelim bu burs devam ediyor. 1200lira idi en son.. İstanbul’da geçinip geçinemeyeceğinin muhasebesini sana bırakıyorum :(.

 

Türkiye’de lisans eğitimi çok iyi dedim ama o kadar…Belli bir sure sonra sınırlanıyorsun. Olanaklar çok sınırlı, konuşabileceğin insanlar az. İyi bilim yapmak için sadece zeki olmak yetmiyor. En iyi aletleri kullanmanız, dolayısıyla bütçe; karşılıklı iletişim (düşünce alış-verişi); dolayısıyla sizin gibi konusuna hakim bir sürü insan gerekiyor. Daha ilerlemek için yurt dışına gitmen şart. Biyolojik bölümlerin hepsi burslu öğrenci alıyorlar doktoraya. (DOLAYISIYLA BURS OLANAKLARI MEVCUT) Ben cebinden para verip doktora yapan >60 yas ustu milyonerler dışında, para verip doktora yapan öğrenci duymadım.

 

Yurt dışına gitmek istedikten sonra, tek engelin not ortalaman olabilir. (Turkiye’de notlar kıt veriliyor) Ancak bunu da 2 sene daha bölümünde mastara kalarak halledebilirsin. Master’da not ortalaması yapmak daha kolay. Burs işlerinde sınır sensin! Şansını sen yaratabilirsin. Her şey sende bitiyor her işte, her bölümde olduğu gibi. Bence zorluk yurt dışına çıkıp burs bulmakta değil de, günün birinde dönmek istediğinde kadro bulmakta. Çok yetişmiş insan var, herkes donup kendi ülkesinde yasamak istiyor, ancak Türkiye’de kadrolar sınırlı.

 

Özet olarak, ben dünyanın parasını kazanmasam da olur, işimden tatmin olayım yeter diyorsan, farklı ülkelerde de yaşarım (turist olmak ve başka bir ülkede yasamak çok farklı şeyler dikkatini çekerim), dünyanın dört bir yanından insanlarla çalışıp, ortak projeler yapayım, üniversitede okurken koca adayı bulup Turkiye’de kalıp kariyerimi rezil etmem, (En azından doktorayı başka ülkede yapmak şart hatta mümkünse Amerika, Almanya. İngiltere’de, İsveç’te iyi bir üniversitede, iyi bir laboratuvarda), iş saatlerimi ben belirleyeyim, patronumun kölesi olmayayım, mezun olduğum sene şansıma kriz denk geldi, bilmem kaç ay iş arayıp psikolojimi bozmayayım diyorsan genetik seç!

 

Kimler kesinlikle genetik seçmemeli?

1-18 yaşına gelip, evrimi araştırıp öğrenmeye yeltenmeyip, evrimi “maymundan gelmek” sanıp, böyle tanımlayanlar. Zira yapacağın/yaptığın her şey evrime dayanacak. Biz gerçekten anlamaya çalışıyoruz, nasıl bu sektörde olup, evrimi inkar eden insanlar olduğunu. Herhalde okudukları bütün makaleler onlara saçmalık (bkz) olarak geliyordur.

Bu tarz at gözlüğü takmış insanlar, bir uzak dursunlar bilimden, çünkü bilim başlı başına bir evirilmedir. Değişkendir. 

 

 

 

 

 © Matthew Bonnan ve ©Glen Wolfram

 

2- Hangi de/da’yı ayrı yazacağını hala bilemeyenler… Bilip de uygulamayanlar… Bence genetik değil hiçbir şey okumasınlar. Ne oluyor bu yeni nesile? “Değil mi” yerine “de mi” yazanlar???? Biraz özen… Kendi dilini öğrenmelisin, bilim diline bulaşmadan önce! 

 

Moleküler Biyoloji ve Genetik, biyoteknoloji, diğer biyo-bla-bla bölümleri ayni şey mi?

İnanın hiç bir fikrim yok, derslerine bakmak lazım. Biyoteknoloji’de daha business tarzı dersler alıyormuşsun gibi geliyor kulağa.  Dedim ya ben mezun olduğumdan beri Türkiye’de çok şey değişti. Ancak şunu söyleyebilirim. Doktoraya başvurduğunuzda, okuduğunuz bölümün adi önemli değil: Tıp, biyoteknoloji, MBG, tıbbi biyolojik bilimler, düz biyoloji, eczacılık, psikoloji ve diğer biyoloji-kimya bazlı bölümler…. Hatta şimdiki bir çok bilgisayar programlama bazlı bölümler… Şunlar önemli:

 

1- Hangi dersleri aldığınız. Örneğin, Genetik, Moleküler biyoloji, Hücre biyolojisi, Biyokimya bunlar çok önemli… Bunun yanında programlama dersleri almanız “computational biology” ve türevleri tarzı programlara girmenizi kolaylaştırır. Bazen dersleri almanız bile önemli değil, girmek istediğiniz alanda çalışan laboratuvarda staj yapmanız isleri kolaylaştırabilir.

Amerika’da tam olarak bölüm diye bir şey yok. Üniversite’ye giriyorsunuz. Herhangi bir bölümden 5 ders civari almanız o unvanı almanıza yetiyor.

 

Hayatımdan bazı örnekler:

1- Ben düz bir insanım. Klasik Boğaziçi Moleküler biyoloji eğitimi aldım. Doktoradaki bölümümün adı Moleküler biyoloji, hücre biyolojisi, biyokimya.

2-X kişisi, klasik Boğaziçi Moleküler biyoloji eğitiminin ardından Neuroscience (Sinir bilim) doktorası yapıyor. Lisans hayati boyunca hiç neuroanatomy (noroanatomi), systems biology (Duyu bilimleri) tarzı dersler almamış ama doktoranın başında alıyor. Dolayısıyla lisans hayatında neuroscience okuyan insanla eşitleniyor.

3- Labimda çalışan Y kişisi, astrofizik okumuş. Teleskopta görüntü için kullandığı bilgisayar programlarını, simdi kullandığımız mikroskoplarda daha iyi çözünürlük elde etmek için kullanıyor.

4- Z kişisi Ankara Üniversite’si eczacılık okuduktan sonra, W kişisi Boğaziçi Kimya bolumu okuduktan sonra ilaç dizaynı yapan laboratuvarlarda çalışıyor.

5- A kişisi Yıldız Teknik Üniversite’si Kimya Mühendisliği Bolumu okuduktan sonra, B kişisi Hacettepe biyoloji okuduktan sonra, C kişisi İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Fakültesi Tıbbi Biyolojik Bilimler Bölümü’nü okuduktan sonra, Boğaziçi MBG’de doktora/master yapıp, benimle ayni alanda yer almış oluyor, benimle ayni pozisyonlara doktoraya başvuruyor.

6-H kişisi Bilgi Üniversitesi Psikoloji okuduktan sonra, Brown Üniversitesi Cognitive Science (Bilişsel Bilim) ve Neuroscience (Norobilim) bölümlerinde beyinin isleyişini anlamaya çalışıyor.

 

Anlatmaya çalıştığım noktayı anlıyor musunuz? Ne bolum seçtiğiniz değil, kendinizi ne yöne çektiğiniz önemli. Öyle üniversite sınavından sonra bolum seçmekle bitmiyor is. Önemli olan ayni pozisyonlara başvurduğunuzda sizin tercih edilen tarafta olmanız. İyi bir üniversitenin başka bölümlerinden gelmek (örnek: ODTU bilgisayar mühendisliği) bazen avantaj bile olabiliyor.

 

2-Diğer önemli olan şey, hangi biyo-bla-bla bölümünü seçerseniz secin, araştırma yapacağınız için İngilizce olan bolumu seçin. Bilimin dili İngilizce nokta.

 

3- GRE/GRE Subject Skorunuz - Amerika’ya doktoraya başvurduğunuzda Ingilizce yeterliliğiniz için GRE, biyoloji bilginizin yeterliliği için GRE Subject sınavını istiyor. Bu sınavlarla ilgili başka bir yazımda daha ayrıntılı bilgi vereceğim. Ama su kadarını söyleyeyim GRE subject su 3 kitabin biyoloji bilgisini kapsıyor:

1-Biochemistry- Strayer  

2-Molecular Biology of the cell - Alberts (Nam-i deger - the Bible of the Molecular Biology)

3-Herhangi bir iyi Genetik kitabi

Bunun yanında Lodish- Molcular Boilogy kitabi da bayağı iyi.

 

4- Yaptiginiz stajlardan aldığınız tavsiye mektupları.

 

5- Mezun olduğunuz üniversitenin sanı. Önceden o okuldan/bolümden öğrencileri var mıymış? Var ise onlardan memnunlar mıymış? 

 

Hangi üniversitenin genetik bölümünü seçmeliyim?

Tekrar hatırlatmak istiyorum. Bu benim düşüncelerim. Amacım da kimsenin üniversitesini aşağılamak değil. Zaten kendi okumadığım üniversiteler hakkında bilgi vermek ne kadar doğru bilmiyorum. Ama ben, bana sorduğunuz için bildiklerimi aktarıyorum. Bana simdi yeniden sorsanız, yine Boğaziçi’nde okurdum, tamamen “sosyal” sebeplerden.

 

ÖSS puanları ne olursa olsun, İngilizce olanı seç. Biyolojik bölümlerde bilim dili tüm dünyada İngilizce. Bilimsel İngilizceyi iyi konuşmak, iyi anlamak gerekiyor.

-Bilkent’in, hem eğitimi iyi, hem iyi bir üniversite, yurt dışında da çok iyi biliniyor. Hem de yurt dışı stajını zorunlu tutuyor ve size yurt dışı stajı bulmada yardımcı oluyor. Bence dezavantajı Ankara’da olması. :)

-Boğaziçi’nin de eğitimi Bilkent kadar iyi ama bütçesi devlet üniversitesi olması nedeniyle sınırlı. (Fark etmişsindir Bilim//Para) Boğaziçi İngilizcesi diğer üniversitelere kıyasla kesinlikle daha iyi.  (Bu kişiye de kalmış bir şey tabi, Bilkent’ten aldığın X kişisinin İngilizcesi’nin Boğaziçi’nden aldığın Y öğrencisinden iyi olma olasılığı mevcut) Ama ne de olsa Boğaziçi… Öğrenci kulüpleri olsun, aldığın çeşitli sosyal dersler olsun, seni bambaşka bir insan yapıyor. 

ODTÜ de aşağı yukarı Boğaziçi ile ayni. Bence Boğaziçi kadar çok bilinmiyor yurtdışında ama rahat rahat kapışır.

-Bunun yanında Koç ve Sabancı çok sağlam geliyorlar. Yeditepe’nin de hakkını yememek lazım. Özellikle genetik seçmeye emin değilsen, Sabancı tam sana göre zira 2.sene bölüm seçiyorsun. Genetikten vazgeçersen mühendis falan olabiliyorsun.

-İTÜ de artık %100 İngilizce imiş. Bildiğim kadarıyla hocaları falan da iyi zaten… Gayet gönül rahatlığıyla yazılabilinir.

 

LUTFEN BENDEN COK IYI PUAN ALMIS ARKADASLAR BOGAZICI-BILKENT-ODTU-SABANCI-KOC ARASINDA SECIM YAPMAMI ISTEMESINLER. Tebrikler, sistem engelini aşmışlar. Simdi kendileri aktif rol oynayıp secim yapsınlar. GIDIP HER OKULU GEZIP GORUP KARAR VERSINLER!!!

 

LUTFEN BENDEN BU 5 OKULA GIREMEYECEK ARKADASLAR, DIGER UNIVERSITELER ICIN SIRALAMA YAPMAMI ISTEMESINLER. BEN BU YAZIDA SOYLEMEK ISTEDIGIM HER SEYI ZATEN SOYLUYORUM!!!

 

100% İngilizce eğitim veren bir yerde okumalısın MBG’yi. (Bu konu başlı başına ayrı bir yazı konusu, burada Oktay Sinanoğlu’nun düşüncelerine karşı çıkmıyorum. Biyolojik bilimler kısmına ayrıca vurgu yapmak istiyorum.) İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi’ni de tavsiye edebilirim.

Gelen mesajlardan anladığım kadarıyla bir sürü üniversite biyoloji bazlı bölüm açmış. Bu benim açımdan çok sevindirici. Çünkü iyi bilim yapmanız için en önemli şey konuşabileceğiniz, ortak çalışmalar yapabileceğiniz bir topluluğun olması. Bunun yanında daha çok bölüm; daha çok laboratuvar, daha çok biyolojik malzeme talebi,  daha çok biyoteknoloji firması, dolayısıyla daha çok akademi dışı iş imkânı demek. Ama bu yeni üniversitelerin oturması için vakit gerekebilir. Koç, Sabancı, Yeditepe de yeni ama onların arkası sağlam.  Çabuk oturttular sistemlerini. Diğer üniversiteleri bilemem. Ama bundan önce de milyon kere belirttiğim gibi kalkıp da ben genetik okuyacağım gazi ile, adi sanı duyulmamış X üniversitesini seçip, iş bulamamaktan ya da yukarıda saydığım iyi üniversitelerden mezun insanlar bir biyoteknoloji firmasına müdür olurken siz neden ben hala 700YTL maaşla çalışıyorum, neden genetik seçtim diye hayıflanmayın. Ya da sizle yaşıt bir iyi üniversite mezunu profesör olmuşken siz neden ben hala teknisyenim diye yakınmayın! Okulunuzu iyi seçin! Özel üniversite ise, hele burslu okumayı düşünüyorsanız, size staj olanakları falan sunacak olmasını garantileyip öyle karar verin. Ben olsam gözüm kapalı ben genetik okuyacağım gazi ile sıradan bir yerde okumazdım. Ama bazılarının okuması gerekiyor ki bu üniversiteler/bölümler de zamanla otursun.  

 

Bilkent kanserde, Boğaziçi genetik hastalıklarda, Koç biyolojik saatte, ODTU bitki genetiğinde iyi. Hangisinde uzmanlaşmak istiyorsan oraya gitmelisin diyorlar. Sen ne düşünüyorsun demiş bir lise öğrencisi. 

Yok artık, bir lise öğrencisinin hangi bölümü isteyeceğini kesin bilmesi gerektiği yetmiyormuş gibi bir de o bölümün ne alanına gitmek isteyeceğini de mi bilecek? Daha neler? Moleküler biyoloji çok hızlı değişiyor, sen bölüme girip, mezun oluncaya kadar kim bilir daha kaç yeni dal çıkacak. Ben mesela bitki istiyorum diye girdim bölüme, kanser istedim sonra, norodejenerasyon'a kaydım, hayalim 2000li yıllarda ilk kez yapılan “iPS cells” (vücut hücrelerine bazı faktörler göndererek, onlara kok hücre özelliği kazandırmak) ile çalışmak. Ama “RNA editing” (Genetik kodun, RNA boyutunda değiştirilmesinin bir çeşidi) çalışmaya başladım doktorada o ayrı. Su an ise ALS üzerine çalışıyorum tekrar. 

 

Master yaparken para kazanabilir miyim?

Evet, biyolojik bolümler mastır ya da doktora öğrencilerine burs sağlıyor. Okul paranız profesörünüz tarafından ödeniyor. Bunun yanında cebinize harçlık veriliyor. Master ve doktoranın farkı, bizim alanımızda Amerika’da direkt doktora yapıyorsun. Avrupa’da ilk mastır yapıyorsun.

 

Maddi durumunun yetersiz olması MBG okumama engel olur mu?

Süper soru! Hayır, dediğim gibi burslar var. Zaten lisans öğrencisi iken de burs alıyorsun. Bunun yanında özel ders falan verip kendi paranı kazanabilirsin. Ama tabi ki zenginsen dünya sana güzel… Hiç ortalama falan kasmana gerek yok.. Gidip istediğin yerde stajını/doktoranı yapabilirsin. Sırf zevk için üniversitede hoca olabilirsin. Ama bu genetiğe özgü bir şey değil… Hayat böyle ne yaparsın… Ben dünyanın en zengin insani olsam, gözüm kapalı yine moleküler biyolog olurdum.

 

Maaşınızı öğrenebilir miyim? 

Aldığınız maaş değil, aldığınız maaş ile neler yapabildiğiniz ve yaşadığınız şehir önemli.  Amerika'da akademik işlerde genelde NIH standardında maaş veriyorlar doktora öğrencisi ve doktora sonrası araştırmacılara. Bu maaşla Providence, RI'da gül gibi yaşarken (Araba alıp, tek basınıza bir odalı apartman dairesinde oturup, güzel restoranlara gitmek, her ay kılık-kıyafet alıp, yıllık Türkiye biletinizin parasını çıkartabilmek), Boston'da ev arkadaşlarla minik bir odada, karnınızı zar zor doyuracağınız koşullarda yaşayabiliyorsunuz. Merak edenler için üniversiteden mezun olduğumdan beri ailemden para almıyorum. Ha, ilk Amerika'ya taşındığımda almıştım, rahat rahat içime sinen ev eşyası alayım diye ama zorunlu değildim. Yani para almasam da daha yavaş da olsa düzenimi kurardım. 

 

Bölümde ezberin rolü nedir acaba?

0.

 

İstanbul’da yetiştim. Bilkent için İstanbul’u bırakmama değer mi? 

Bence kesinlikle değmez. Onca sene İstanbul’a alıştıktan sonra, Ankara çok küçük gelir. Hem ailenin yanında, yurda filan para vermeye gerek duymadan okumak varken, ne gereği var Ankara'ya gitmenin? Bilkent süper okul ama bence İstanbul’u bırakacak kadar da diğerlerinden (Bogazici-Koc-Sabanci) değil. Buna karşı gelecek Ankara’da yasamış bir sürü arkadaşımı tanıyorum :)  

 

Duyduğum bazı kafa karıştırıcı sözler:

Dinle eğitimi karıştıran bir özel bir üniversitede genetik ve biyomühendislik bölümünde okuyan bir kimseye “neyse ki paranla rezil olmayacaksın” , “kpss'yi kazanırsan bir ihtimal iş bulursun” deniyormuş. Liselerde ya havada kaparlar genetik mezunlarını, her mezun kolaylıkla Amerika’ya gidip parayı kırıyor diye insanları gaza getiriyorlarmış ya da tüm genetik mezunları mutsuz, işsiz, aç gibi gösteriliyormuş. 

 

Benim açıklamam:

1- Ben olsam dini kullanan bir universitede okumayı tercih etmezdim. Hele biyoloji okumayı hiç tercih etmezdim. Bunu yazan arkadaşa eyvah ne yaptın sen demek acısından yazmıyorum. (Ki bence bu soruyu soran, bana mesaj atan insanlardan en mantıklı gözükenlerdendi. Zaten kendisine özel mesaj atacaktım yanlış anlamasın diye. Soru sorma butonundan ulaşmış, geri dönemedim. Bana e-posta adresini yollarsa geri dönebilirim.) Ben bu yazıyı henüz tercih yapmamış insanlara, benim fikrimi sordukları için yazıyorum. Ben, dünyanın parasını bayılsalar da ne bu okulda okumayı ne de bu okulda hoca olmayı düşünmezdim. Onun yerine Yeditepe'ye giderdim misal. Yeditepe laboratuvarları mis gibi… Bunu benim bu üniversitenin politikasına karşı verebileceğim tek tepki bu olduğundan yazıyorum. Belki de hocaları normaldir/iyidir. Bilmeden, tanımadan yorum yapmam doğru olmaz… Ama hali hazırda bu üniversitede okuyorsanız, imkânlarını kullanın derim. Eminim Fetullah'ın bir suru imkânı vardır…  Zaten bana gelen tepki mesajlarından TÜBİTAK tarafından da desteklenen maddi imkânları olduğunu görüyorum. (Karşılaştırma açısından, 2010 yılında Boğaziçi’nin sadece ufak ölçekli 1 projesi TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir. Boğaziçi’ndeki diğer çalışmalar özel vakıflar, Boğaziçi’nin kendi vakfı ve Avrupa Birliği Projeleri tarafından desteklenmektedir.) Şaşırmamak gerekir. Türkiye resmi “din” edinmeye doğru ilerliyor.

Benim kimsenin dini ile ilgili bir alıp veremediği yok. Umurumda değil, kim neye inanmış, üniversiteye ne giyerek gelmiş. Ama sözü gecen dini kullanan üniversite diğer üniversitelerden fazla TÜBİTAK’tan destek görüyorsa, orada benim bir kuyruk acım vardır ve buradan gelen birine ister istemez ilk tepkim olumlu olmayabilir. Dini kullanan bir üniversiteden mezun olan birini, sıradan insanla ayni kefeye koyamayabilirim. Ama istersem, o kişi kendini çok iyi geliştirmişse koya-da-bilirim. Ben, seçimini henüz yapmamış insanlara fikrimi söylüyorum. Bu üniversitede okuyan insanlara bir şey demiyorum. Ki bu okul, doktora öğrencilerine en iyi maddi olanağı sağlayan yerlerden biri olduğundan, bir çok sınıf arkadaşım su an orada doktora yapıyor. 

 

Lütfen bu üniversitede okuyan insanlar bana lanet okuyan mesajlar atmayı bıraksınlar. İsteyen istediğini düşünür, yazar. Ben bu üniversiteden mezun olan insanlar bir şey olamaz demiyorum. Ben kendimi de bir şey olarak görmüyorum zaten. Sadece ben olsam tercih etmem diyorum ve bu secim külfetinden yıllar önce geçmiş biri olarak deneyimlerimi aktarıyorum.

 

2018’den bir not: Gördüğünüz gibi o zamanlar FETÖnun okuluna akıyormuş TUBITAK paraları. Şimdi bu üniversite FETÖcu olmaktan kapatıldı. Canim Türkiye’m, öperim.

 

2-Ben özel üniversitede burslu okuyacak puanı almayı başarıyorsam, o üniversiteyi seçmeden önce benim hayatımı garantilemelerini isterim. Yurt dışı staj parası örneğin. Ha, yapamıyorlarsa kendileri bilirler, beni kaybederler… Lütfen seçimlerinizde aktif rol oynayın! Onlar sizi kapmaya çalışsınlar!

 

3-Kpss ne ya? Daha neler? Eğer memur olmak istersen sen istediğin için olursun! Ne bileyim, sosyal güvencen olur, rahat çalışma saatlerin olur, kafan rahat olur…. Zorunluluktan değil! Anlatabiliyor muyum????? Kendini yaşıtlarınla bir kıyasla… Sonra buna seninle aynı olanaklara sahip olamayan, dolayısıyla sınavda senin kadar puan alamamış yaşıtlarını ekle… Sen kendini çarpık sistemi yenemeyecek kadar aciz görüyorsan o senin sorunun! 

 

4- Neden Amerika’ya gidenler para kırıyor sanılıyor biliyor musun? Çünkü burada ve Avrupa’da hayat standartları daha yüksek. Herkes ev sahibi olabiliyor, herkes araba alabiliyor. Bir doktora öğrencisi bütçesi, Amerikan standartlarının çok altında olmasına rağmen, sağlık sigortanız var, ev arkadaşı edinmek kaydı ile bahçeli evlerde oturabiliyorsunuz, güzel organik yiyecekler, Türkiye’de çok lüks sayılabilecek sadece Sutte’de falan satılan peynirleri günlük yaşamınızda yiyebiliyorsunuz. Buna Türkiye’den bakan bir insan, ya da söyle bir bloğuma göz atan bir insan vay be “Kıza bak Amerika'ya gidip parayı kırıyor, dünyayı dolaşıyor” falan diyebilir… Ama bütün o gezmeler iş/staj amaçlı… Burslu gidiyorsunuz ve her yerde olması gereken şey, paranız temel ihtiyaçlarınıza yetiyor. Kendi yayınızda kavruluyorsunuz. 

 

5- Eğer doktoraya buraya gelmeseydim, özel sektörde de çalışmak istemeseydim, illa laboratuvarda araştırma yapacağım deyip, teknisyen olup az maaşla aç kalmayı tercih edebilirdim. (İstersem) Ama ben en kotu özel ders verirdim, özel okulda öğretmen olurdum vs vs illa ki kendi yolumu bulurdum. Ha, insanlar konuşurdu, kıza bak koskoca genetik okudu gelip öğretmen oldu. Bastan öğretmenlik okusaymış zoru neymiş vs vs… Beni kimse ilgilendirmiyor. Ben canim isterse öğretmen de olurum memur da…

 

Yazılarınızı okudum çeşitli ülkelerde kendinizi geliştirme fırsatı bulup iyi yerlere gelmişsiniz peki üniversitede birlikte okuduğunuz arkadaşlarınızın içinden parlak bir öğrenci olarak mı çıktınız yoksa iyi bir üniversitede mbg okumuş herkes bu noktaya gelebiliyor mu? Şansımı zorlamak olmazsa sınıf arkadaşlarınızın şimdi nerelerde olduğunu söyleyebilir misiniz?

 

Biraz olsun soru işaretlerinizi giderebildiysem ne mutlu bana. 

 

Ben çok ortalama bir insanım, gerek işimde, gerek yaşamımda. MBG’de okurken, ne sınıfın ön sıralarında oturan insanlardandım, ne sınıfın en zekilerindendim, ne hiç bir şeyi sallamayan insandım. Bence benim senemin ortalamasını al, ortaya ben çıkarım. Yani bir parlaklığım kesinlikle yok, ama isteğim, kararlılığım ve planlılığım var. Maalesef benim mezun olduğum sene inanılmaz bir kriz vardı ve çoğu arkadaşım istedikleri yerlere kabul olamadılar. Bu birazcık şans meselesi. Benim bildiğim 2 kişi Brown’a, 2 kişi Almanya’da bir yere, 1 kişi Ny’ta tri-institutional proram’a, 1 kişi Karolinska’ya, bir kişi de Texas’a kabul oldu benim senemden. (Bursluları saydım, paralı mastır yapanları saymadım) Genelde Türkiye’de mastıra devam ettiler. Bu sene yurtdışına bir kere daha başvuruyorlar. Şimdilik bildiğim bir kişi daha Brown’a geliyor. Bir kaç kişi “gerçek” iş sahibi. Kimisi MBA tarzı mastırlar yapıp, gerçek is sahibi oldu. Çoğusu da biyoloji mastırından seneye mezun olacak. Başvuru sonuçları belli olunca (şöyle bir kaç ay sonra, ya da seneye yaparsam böyle bir şeyi daha doğru bir oran verebilirim), sana bir fikir vermesi açısından sınıf arkadaşlarıma sorarım, kim nereye kabul olmuş, ne yapıyormuş. 

 

2018’den bir not: Sınıf arkadaşlarımdan mastır yaptıktan sonra yurtdışına doktoraya başvurup da burslu kabul olmayan yok. Fakat doktoralarını aldıktan sonra akademiyi bırakıp gerçek işe giren çok var. Bu insanlar yurtdışında su tittle’larla işe başlıyor: Medical Science Liason, Consultant (Management ya da Life Sciences), Scientist (Bu bir patent hukuk firmasında da olabilir, Venture Capital firmada da olabilir ya da bir Pharma/Biotech firmasında da olabilir), özel okulda lise öğretmeni ya da üniversitede “lecturer”.

 

İlginizi çekerse suna da bir göz atin. Eskilerden 1.rotasyonumdan sonra yazdığım yazı var:

http://zephyrusblogus.tumblr.com/post/389586593/rotasyon1

 

Sorularınız, yorumlarınız çerçevesinde düzetmeler yapmaya devam edeceğim. Bu kadar uğraştım güzel yorumlar aldım sağlam bir yazı olsun bari…

 

Bunun yanında,  ne seçmeyi düşünürseniz düşünün, tercih döneminde Boğaziçi’nde yapılan tercih günlerine gitmenizi şiddetle tavsiye ederim.  

 

Ayrıca Amerika’da doktora yapan bildiğim kadarıyla ODTU biyoloji mezunu Duygu Özpolat’ın daha önce yazmış ve toparlamış olduğu  su yazılara bakmanızı da öneririm:

http://www.biyolokum.com/category/sikca-sorulan-sorular/

 

Çok klasik olacak ama ne seçerseniz secin, 100% mutlu olamayacaksınız. Her mesleğin artıları eksileri var. Önemli olan sizin neye girişmek istediğiniz, ne de başarılı olmak istediğiniz…

Son olarak yine Duygu’nun yazdığı su yazıya göz atin:

http://www.biyolokum.com/2010/03/wherever-you-go-there-you-are/

 

Ben neden genetik seçtim? Memnun muyum?

Ben hep ITU endüstriyel tasarım istiyordum. Zaten okul birincisiydim. (1.lik kontenjanı var) Dolayısıyla ne olursa olsun oraya girerim diye düşünüyordum. Sınav öncesi rahattım, hayatin kazıklarını yemeğe başlamıştım. Kazanamazsam da, ya da ne olursam olayım bir şekilde yaşamaya devam edeceğimin, dünyanın sonu olmadığının farkındaydım. Bu rahatlıkla düşündüğümden fazla puan aldım.

Lisede biyoloji derslerimi çok severdim. (Sami Hoca ve botanik mastırı yapan teyzem sağ olsun) Çocukken günlüğüme de “genetik” okumak istediğimi ama asla o kadar yüksek puan alamayacağımı yazmışım. Hah dedim bilinç altımda da var. Boğaziçi genetik seçeyim gitsin…

 

DAAAAN! Tabi ki cevap bu olmamalıydı, ne biliyim, güzel çalışma düzenim vardı, yeni şeyler öğrenmeye bayılırım, bilime zaten meraklıyım, bir makine hakkında yazı okudum dokuyu koyuyorsun sana DNA veriyor falan olmalıydı….. Bu tarz etkilendiğim şeyler olmuştu, oluyor ama açıkçası genetik okumaya başladıktan sonra oldu. Tercihlerden önce pek bilimle alakalı değildim. Bölüme başladığımda ilk telomeraz’ı öğrendiğimdeki duydugum heyecani hatirliyorum. Biyoloji 101 dersinde DNA’nın sabit olmayıp oradan oraya zıplayabileceğini (transposon) öğrendiğimi, kulaklarıma inanamadığımı, lanet olsun bu iş iyice karmaşıklaşıyor diye saçımı başımı yolduğumu da hatırlıyorum. :)

 

Genetik okuduğum için memnun muyum sorusu ‘tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mi tavuktan’a benziyor. Olay sizin hayati nasıl algıladığınızla ilgili. Mutlu olmak sizde bitiyor, dediğim gibi her mesleğin artıları eksileri var. Ben memnunum ama eminim endüstriyel tasarım okusam da memnun olacaktım. Yani genetik okuduğum için mi memnunum yoksa memnun olmak istediğim için mi bilemiyorum…

Bunun yanında, çalışma saatlerini kendim belirlemekten çok memnunum. İstersen gece çalış, isini yap, kimse sana bir sey demez. Mesela bugün canim çalışmak istemiyor deyip eve gidebileceğiniz gibi, sabah 7de sinek çiftleşmesi izlemek ya da pazar gecesi 12de bir reaksiyon hazırlamak için labta olmanız da gerekebiliyor. (Tabi labtan-laba, hocadan-hocaya değişir) Bunun yanında 25 yaşındayım, hala eve gidip ödev yapıyorum :( Dünya’nın her yanından insanlarla tanışmaktan, onlarla vakit geçirmekten çok hoşlanıyorum. Kongre, staj, çalıştay (workshop) derken dünyayı gezme olanakları var.

Bunun yanında ne kadar cabalarsam çabalayayım, “hiçbir şey” bilmediğimin, yaptığım araştırmanın kumsal yapmak için koyduğun bir kum tanesi olduğunun farkındayım. Bu çok rahatsız edici ve alışması zor. Hani aptal insan vardır mutludur aptal olduğunun farkında değildir ya… Keşke ben de bu kadar farkında olmasaydım diyorum bazen…

 

2018’den not: Su an doktoramı bitirdim. Harvard’ta doktora sonrası araştırmacı olarak çalışıyorum. Asla genetik okuduğum için ve doktora yaptığım için pişman değilim. Ancak akademiyi bırakıp, diğer is kolla rina yönelmeyi ciddi ciddi düşünüyorum. Belki bir gün bu kolları da uzun uzun anlatırım.

 

Tip mi Genetik mi konusuna da değinmek istiyorum kısaca:

Japonya'da RIKEN araştırma merkezinde doktora yapan Marmara Üniversitesi Tip Fakültesi mezunu Çağrı Yalgın’la yapılan röportaja bir göz atmanızı öneririm. 

http://amfoes.wordpress.com/2011/01/06/roportaj-dizisi-1-cagri-yalgin/

 

Araştırma tıp okunarak da yapılabilir. (İngilizce bir Tıp’i seçmeni öneririm) Hem de araştırma yapmaktan vazgeçersen doktor olursun. Hiç olmazsa toplum tarafından saygı görürsün.

 

Peki, ben neden tıp okumayı hiç düşünmedim ?

1- Kimse alınmasın sözüm meclisten dışarı, istisnalar olabilir, ama tıp fakültesinde hiyerarşi hakim. Sen lisans öğrencisi olarak kim oluyorsun da koskoca profesörle konuşacağını sanıyorsun???  Siz öğrenci olarak çat diye hocanızın odasına giremiyorsunuz. Onların da yığınla işleri/hastaları vs var tabi..  Ama inanın bir MBG bölümünün hocasının başında da yığınla iş var… Ama yine de kapıları her zaman açık. Derslere bizzat kendileri giriyorlar, kapıları her zaman açık, istediğin zaman içeri girip istediğini sorabiliyorsun vs vs.

 

2- Ben biraz mükemmeliyetçiyim. Ne yaparsam yapayım iyi yapmalıyım. Türkiye’de tıp okudun diyelim, hastanelerde en iyi standartlar yok. İstediğin aleti kullanmaya kalksan, eyvah kesin daha fazla para kazanmak için boşuna fazla test yaptırdı mantığı var. Bir doktor olarak günde çok fazla hastaya bakıyorsunuz. Kimse ile bireysel ilgilenemiyorsunuz. Dolayısıyla, ne problemin var, al şu ilacı dene, olmadı mi bunu dene mantığı bana çok ters.

 

3-Ingiltere’de yeni bir sistem var. 1 doktoru bir bilim adamıyla eşleştiriyorlar. Su anda en beğendiğim sistem bu ve hakkında bir yazı yazacağım. (Aman tanrım ne çok yazacak şey var.)

 

Ayrıca ben tıp okumasam da şu an klinik çalışmalarda aktif olarak rol oynuyorum. Tıp okumamanın bir eksikliğini görmüyorum. Fakat “PhD” (doktora) yanında bir de “MD” (doktor) unvanım da olsa fena mı olurdu? Olmazdı. Burada dikkat edilmesi gereken husus, Türkiye’de alınan doktorluk unvanını nasıl Amerika’da geçerli kılacağın. Bir bilene sorun, öğrenin efendim. Amerika’da tıp üniversiteden sonra okunan bir şey. Hukuk da öyle.

 

Genetiği kötüleyen bir websitesi var. Hakkında ne düşünüyorsun?

En çok gelen soru. Kusura bakmayın, linke tıkladım ama okumaya vakit ayırmayı canım istemedi. Çünkü 1 kişinin söyledikleri umurunuzda olmasın. Sadece benim söylediklerim de umurunuzda olmasın. Internet cağındayız. Daha çok genetik okuyanla konusun. Bir insan bir okulu kötülüyorsa, bu okuldan mezun olmuş mu, hakkında disiplin cezası var mı, okula karşı bir kuyruk acısı var mı sorun mesela. Ben yazdığım yazıdan çok mutluyum; çünkü hem yazdıklarımdan sonra kesinlikle genetik yazmamaya karar verdim diyenler oluyor, hem de genetik bana göre diyenler. Ben şahsen genetik okuduğum için çok mutluyum (çünkü critical thinking’i öğrendim), doktora yaptığım için çok mutluyum. Doktorayı Providence’ta yaptığım için çok mutluyum (Providence=Ucuz şehir, köy değil). Boston’da yapsam muhtemelen doktorayı alır almaz akademiyi bırakırdım. (Boston= Çok pahalı, herkes doktoralı, birçok biyoloji ile ilgili iş olanağı var. Dolasıyla Boston’da akademik yaşam pek çekici değil.) Şu an Boston’da doktora sonrası araştırmacıyım. Genel olarak Boston’daki akademik ortamı hiç sevmiyorum. Fakat bu demek değil ki genetik okuduğuma, doktora yaptığıma pişmanım. Sadece muhtemelen Boston’da olduğumdan akademik kariyerde devam etmeyeceğim. Genetik okumasam muhtemelen şu an yurtdışında yaşamıyor olacaktım ve doktora ünvanım olmayacaktı. Sırf bunlar için minnettarım genetik okuduğuma.

 

Yazımı okuyanlarda, genetik okuyunca sosyal hayattan soyutlanacakmışlar gibi bir izlenim oluşmuş, bazıları da okurken zorlanıyorsun sonra rahat ediyorsun sanmış.

Hemen bir analoji yapayım: bu “Bu sene üniversite sınavına gireceğim çok çalışmalıyım, sadece test çözmeliyim, sosyal hayatim olmamalı” ya benziyor. Öyle bir şey mümkün mu dünyada ya sorarım size? Lise arkadaşlarımdan bunu yapanlardan bir tanesi bile istedikleri yere giremediler… Hayatinin 1 senesini çöpe atmak ne? Genetik bana göre mi diye soruyorsunuz ya? Genetik okumak, çalışmakla sosyal hayati dengeleyebilenlere göre… Ha çoktan genetik seçtiniz ve hala tökezliyorsanız. Olabilir, normaldir… Zamanla oturtacaksınız, kendinizle barışık olun, yapabileceğinizin en iyisini yapın…

 

Son olarak, bence biyo-bla-bla bölümlerinde akademisyenliği seçmenin asil zor yani, yapacak işinizin hiç bitmemesi. Yani bir memur duşunun her gün önüne 100 dosya geliyor, onu işliyor. Eve kafası rahat donuyor. Ama sizin her zaman okuyacak makaleniz var, bilmediğiniz bir çok şey var. Eve döndüğünüzde yapacak halen bir çok işiniz var… İste genetik okurken, her şeye yetiş(eme)menin disiplinini alıyorsunuz. Benim gibi “panik” yapıda olan bir insan bile, yaşamını dengelemeyi öğreniyor. Önemli olan sonunda ben bugünün sonunda elimden geleni yaptım diyebilmek… Ama sunu da belirteyim, genetik okurken çoğu zaman elinizden gelen sadece ortalama bir not almak olacak… O lisede başarılı olduğunuz günleri biraz unutup, kendinizle barışık olup, başarısızlığı da sindirmeniz gerek bu hayatta.

 

Bu kadar!

 

İstek üzerine sıradaki yazı:

Moleküler Biyoloji ve Genetiğe girdim, simdi ne yapmalıyım? 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Follow me on :

  • LinkedIn - White Circle
  • Facebook - White Circle
  • Twitter - White Circle
  • Instagram - White Circle